Türkiye'nin en sağlıklı sitesi Tedavix'in Katkılarıyla

Domuz Gribi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Domuz Gribi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Ocak 2010 Cuma 0 yorum

Çevremizde domuz gribine yakalanan biri varsa ne yapmalıyız?

Domuz Gribi virüsü insanlara nasıl bulaşır?

Hastalık; virüslü kişinin öksürmesi, konuşması, hapşırması ile havaya saçılan virüslerin havada asılı kalması ve damlacık enfeksiyonu şeklinde o havayı soluyan kişilere bulaşması ile yayılır.

Eğer hasta kişi elini ağzına götürür ve etrafına dokunursa, virüs dokunduğu yerlere de bulaşır. Bu da hastalığın yayılmasında büyük bir etkendir.

Grip hastaları yoğun olarak 4-5 gün süreyle virüs saçmaya devam eder ama özellikle çocuklarda bu süre 2 haftaya kadar çıkabilir. Pratikte, hastanın ateşinin düşmesinden itibaren 24 saat sonra virüs saçılmasının durduğu kabul edilir.

Dolayısı ile bu kişiden uzak durmanız, eşyalarını kullanmamanız, 24 saat içersinde iyi havalandırılmamış bir ortak mekanda yer almamanız ve hastalık tanısı konulduktan sonra ortalama 1 hafta boyunca maskesiz -ve hatta mümkünse eldivensiz- temasta bulunmamanız gerekir.

Eğer çocuğunuz veya sürekli yanında bulunmanız gereken bakıma muhtaç bir kişiyse, bulunduğu odayı düzenli olarak havalandırmaya, yediği / içtiği tabak / bardak vs.nin, diğer bulaşıklarla beraber yıkanmadığına, kıyafetlerinin başka kişilerce giyilmediğine, el, vücut vb. havlularınızın ayrı olduğuna ve hergün sıcak su / deterjan ile dezenfekte edildiğine, hasta kişinin evcil hayvanlarınızla temas etmediğine dikkat edin.

Hastalıktan korunmanız önemli ama hastanın psikolojisi de önemli... Hastaya, "dokunulmaması, aynı odada bulunulmaması gereken ve karantina altına alınmış ölümcül bir vaka" gibi davranmayın. Kişiye moral verin, sürekli sıcak sıvı, çorba ikramında bulunun ama yemek / içmek istemiyorsa zorlamayın, eşya alışverişlerinizde direk temastan kaçının, örneğin eşyayı yatağının ucuna veya bir sehpanın üzerine bırakın.

Diğer mekanlarda Domuz Gribi'nden nasıl korunabiliriz?

* Mümkün olduğunca kapalı ve kalabalık mekanlarda bulunmamalı,

* Tokalaşma ve öpüşme yerine uzaktan selamlaşılmalı,

* Eller sık sık yıkanmalı ve mecbur kalınmadığı sürece toplu taşıma araçlarının tutamaçları ile kamusal alanların sıkça el temasına maruz kalan trabzan ve merdiven kenarlıklarına dokunulmamalı,

* Eller yıkansa da yıkanmasa da burun ve göze temas ettirilmemeli,

* Başkalarının eşyaları kullanılmamalı,

* Öksürürken ve hapşırırken ağız tek kullanımlık mendillerle kapatılmalı ve mendil hemen atılmalı, asla ceplerde ve torbalarda biriktirilmemeli,

* Suyun olmadığı yerlerde alkol bazlı jeller kullanılarak el temizliği yapılmalı,

* Kıyafetler klorlu su, sabun veya deterjanla dezenfekte edilmeli,

* İyot bazlı antiseptik hijyen malzemeleri kullanılmalı,

* Düzenli egzersiz ile bağışıklık sistemi güçlendirilmeli, her gün mutlaka 30 dk süreyle tempolu bir şekilde yürünmeli,

* Üşütecek kadar ince veya aşırı terletecek kadar sıkı giyinilmemeli,

* Tavuk suyu, sebze çorbası, taze ve hormonsuz bitkilerle yapılan mevsim salatası, taze ve oda sıcaklığında saklanan meyve gibi besinler hergün tercih edilmeli,

* Soğan ve sarımsak, küçük, şekilsiz ve kırmızı elmalar, Palamut, Hamsi gibi taze ve yüzey balıkları (Mezgit gibi dip balıkları tercih edilmemeli), pastörize ve günlük tüketime uygun süt, süt ürünleri, katkı maddesiz yoğurtlar, kefir ve yumurta ile beslenilmeli.

* Boğaz; Ihlamur, Adaçayı, Nane & Limon ve Papatya Çayı gibi bitkisel çayları sıcak tüketerek sürekli enfeksiyondan temizlenmeli,

* Her akşam yatmadan önce mutlaka tuzlu su ile gargara yapılıp, dişler fırçalanmalı,

* Şeker ve hazır katkı maddeli gıdalardan, asitli içeceklerden ve sigaradan kesinlikle uzak durulmalı,

* İç çamaşırları her gün değiştirilmeli ve genital bölge temizliğine en az el temizliği kadar özen gösterilmeli,

* Mecbur kalınmadığı sürece kamusal alanlardaki tuvaletlere girilmemeli, eğer dini inançlar gereği abdest alınacak veya namaz kılınacaksa kalabalık olmayan ve hijyene dikkat edilen ibadethaneler tercih edilmeli.
0 yorum

Domuz gribinden korunmak için anti-bakteriyel jel kullanmak yeterli mi?

Sadece antibakteriyel jel kullanımı yeterli olmayacağı gibi, antibakteriyel jellerin gerekli-gereksiz kullanılması da bu ürünlere karşı direnişli bakteriler gelişmesini sağlayarak bu ürünleri "etkisiz" hale getirmektedir.

Antibakteriyel jelleri "bakteri nedeniyle oluşmayan virütik rahatsızlıkları" önlemek için kullanmanız pek bir anlam ifade etmez. Adı üzerinde "bakterilere" karşı etkili olan bu jeller, bakteri oluşumu açısından risk taşıyan genel kullanıma yönelik yüzey ve malzemelere temas edildiğinde, su ve sabunun olmadığı durumlarda kullanılmak için geliştirilmiştir.

Kişisel hijyen için su ve sabunun olduğu yerlerde antibakteriyel jel kullanmanıza gerek yoktur.

Antibakteriyel jellerin bir riski de "merdiven altı" tabir edilen yerlerde, kontrolsüz ve yasadışı olarak üretilmiş olabilme ihtimalleri bulunmasıdır. "Etil" alkol yerine "metil" alkol kullanan bu yerlerde üretilen ürünler geçici veya kalıcı görme kaybına, cild tahrişi ve soyulmasına, ciddi alerjik reaksiyonlara ve astım krizlerine neden olabilir.

Eğer bu gibi oldukça tehlikeli durumlarla karşılaşmak istemiyorsanız, antibakteriyel jelinizi marketler yerine, tedarik zinciri ve denetimleri daha güvenli olan eczanelerden almanızı öneririm.
0 yorum

Çocuğuma "Domuz Gribi Aşısı" yaptırdım. Kararım yanlış mıydı?

Doç. Dr. Önder Ergönül'ün bu konu ile ilgili "Herkes İçin Sağlık" dergisinde yayınlanmış çok güzel bir yazısı var; önemli noktalarına değinerek ana fikri sizinle de paylaşmak istiyorum.

Pek çok anne-baba kendisinden önce çocukları için, aşı yaptırıp-yaptırmamanın "yaşamsal" bir önemi olduğuna inanmaya başladı. "Domuz Gribi aşısı olmak" yetişkinler için bir "tercih olmaktan çıkmışken", çocuklar için hâlâ bir muamma söz konusu...

Tabii bunda medyanın 1 günde 180 derece yön değiştiren haberleri de oldukça etkili. Kimi gazete ve TV'lerde DGA (Domuz Gribi Aşısı) olmayanların çok büyük risk altında olduğu söylenirken, bazı medya yayınlarında ise "DGA olan çocuklar için okul kapılarında ambulans bekletilmeli!" gibi haberler yer alıyordu.

Ayrıca son zamanlarda oldukça sık duyduğumuz "WHO'nun DGA için gizli bağış alması" veya "Tamiflu adlı ilacı sattırmak için Domuz Gribi virüsünün laboratuarda üretilerek dünya insanlarına bulaştırılması" gibi komplo teorileri de var. Yani herkesin kafası çok karışık.

Nedeni ne olursa olsun şu bir gerçek ki; okullardaki aşılama oranı %10'un altında kaldı. Türk kamuoyu ve ebeveynler çocuklarına Domuz Gribi aşısı yaptırmak istemedi. Bu bir tercih, ama yanlış olan birşey var:

Çocuğuna aşı yaptıran ya da kendileri aşı olan kişilerin üzerinde psikolojik bir baskı oluşturulmaya çalışılıyor.

"Sizi kandırdılar. Dünya nüfusunu azaltmak için oynadıkları bir oyunun parçası oldunuz. Yan etkilerini göreceksiniz." Bu gibi yorumların hepsi "cahillikten" kaynaklanmaktadır, lütfen endişelenmeyin.

Son olarak Türk Tabipler Birliği'nin bu konu ile ilgili net bir uyarısı var, lütfen dikkate alın:

"Aşıların bulaşıcı hastalıklarla savaşta etkinliği bilimsel olarak tartışma götürmeyecek biçimde kanıtlanmıştır.

Ülkemizde uygulanan aşılar, AB üyesi ülkelerde de kullanılmaktadır. Bu aşılar WHO (Dünya Sağlık ÖRgütü) tarafından lisanslanmış ve gerekli güvenlik testlerinden geçirilmiştir.

Aynı aşılar dünyanın bir çok ülkesi ile "eş zamanlı olarak" ülkemizde uygulanmaya başlamıştır. Bu konuda hem sağlık çalışanlarının hem de halkımızın endişeye kapılmasına yol açacak, kabul edilebilir BİLİMSEL bir veri, kanıt yoktur."
0 yorum

Hamiller neden "Civasız ve Adjuvansız" Domuz Gribi Aşısını Beklemeli?

Öncelikle konu ile ilgili Aralık 2009'da yayınlanan bir haber;

Ülkemizde Sağlık Bakanlığı riskli hasta gurubu içinde kabul edilen gebeleri de öncelikli aşı kapsamına aldı. Sağlık Bakanlığı, hamilelere, bağışıklık yapma gücünü arttıran; ancak kamuoyunda tartışmalara yol açan "Adjuvan" maddesi içermeyen domuz gribi aşısından uygulamayı planlıyor.

Bu sebeple bakanlık Türkiye'ye aşı temin edecek firmalardan biriyle gebelere uygulanmak üzere "Adjuvansız aşı" alınması konusunda girişimlerde bulundu.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ile Avrupa Hastalıkları Önleme ve Kontrol Merkezi'nin gebelere de adjuvan içeren aşı uygulanabileceğini bildirdiğini kaydeden Ertek, "Bu tür konularda karar hekime bırakılıyor, ancak gebelere mümkün olduğunca hiçbir kimyasal ve biyolojik madde verilmemesi gerekiyor. Bu nedenle gebelere adjuvansız aşı uygulanmasına karar verildi." diye açıklamada bulundu.

Ve şimdi "Domuz Gribi Aşısındaki Cıva Oranı" ve "Adjuvan" hakkındaki gerçekler;

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Ana Bilim Dalı Başkanı da olan Prof. Dr. Usluer, ESOGÜ Prof. Dr. Necla Özdemir Salonu'nda verdiği ''Domuz Gribi, Aşı ve Korunma Yöntemleri'' konulu konferansta bu konu ile ilgili önemli bilgiler vermiş.

"Kuşlardan veya domuzdan insana geçip yeni bir yapı oluşturan virüsler mutasyona uğrayarak etki alanını farklılaştırdı. Pandemi (salgın) sayılabilmesi için bir virüsün öncelikle yeni bir virüs olması, hayvandan insana geçmesi, insanda enfeksiyon oluşturması ve yeterli kişiye bulaşmış olması gerekir. 6-8 haftalık dalgalanmalarla yayılan virüsün hızı artabilir veya azalabilir. Bu nedenle bir pandeminin önceden etkileri belirlenemeyebilir. Türkiye'de virüsün görülme sayısı özellikle çocuklarda ve genç nüfusta yüksek. Gribin kendiliğinden ortadan kaybolma ihtimali de olası görülmüyor.

Korunma için önerilen aşının yüzde 90'ının kuzey Amerika ve batı Avrupa'da üretildiğini ifade eden Prof. Dr. Usluer, şunları söyledi:

''Üretimde ilk sırada yer alan Kanada, üretilen aşının yüzde 10'unu gelişmekte olan ülkelere ayırdı. Aşının yeterli miktarda bulunmadığı durumlarda adjuvan madde içeren aşılar devreye giriyor. Türkiye'de bulunan aşıda ise adjuvan madde olarak skualen yer alıyor. Bu madde köpek balığı karaciğerinden elde ediliyor. Balık, karaciğer yağı ve zeytin yağında dahi bulunan bu maddenin miktar bakımından zararlı bir yan etkisi olmayacaktır. Ayrıca aşıda bulunan cıva içeriği de insan sağlığını tehdit edecek miktarda ve türde değildir.''

Adjuvan Madde ne demek?

Aşı kararında önemli dönemeçlerden biri de katkı maddesi ya da ek madde olarak anılan "ADJUVANT" maddeler.

Bilinçsiz şekilde ortalığı karıştırmak ve "rating" toplamak için olumsuz haberler yapan medyamızın da etkisiyle kamuoyunda şöyle bir inanç oluştu:

"ADJUVAN maddeli aşılar çok tehlikelidir ve bu aşıları zengin devletler, 3.dünya ülkelerine pazarlıyor."

Tamamen yanlış yönlendirme ile oluşmuş, geçersiz ve bilimsellikten uzak bir tespit. İşin aslı nedir, buyrun okuyun:

Aşı ek maddesi, vücudun bağışıklık yanıtını arttırmak için eklenen bir maddedir. Bu amaçla alüminyum ve skualen kullanılabilir.

Domuz gribi aşısı ile ilgili olduğu için sadece Skualen hakkında bilgi veriyorum:

İnsan kolesetrol metabolizmasında ara üründür ve insan hücre zarının bir elemanıdır. İnsan kanında, balık yağında, zeytin yağında bulunur. Ayrıca kozmetik ürünlerde ve pek çok ilacın bileşeninde bulunur.

Aşıda kullanılan skualen köpekblaığı yağından, özellikle de köpekbalığının karaciğerinden elde edilir. Skualenli aşılarla yapılan 70 insan çalışmasında hiçbir güvenlik sorununa rastlanılmamıştır.

Skualen başka aşılarda da var mı?

MF59 skualen içeren grip aşısı (FLuad) son 12 yıldır Avrupa'da 22 milyon doz uygulanmıştır. Bu aşının her bir dozu 10mg skualen içermektedir. Bugüne kadar ciddi bir yan etki bildirilmemiştir.

İnsan papilloma aşısı (Cervarix) içinde de bulunur ve bu ilaç bugüne kadar milyonlarca kişiye uygulanmıştır. Ciddi hiçbir yan etkiye rastlanılmamıştır.

Canlı aşıların yan etkisi, ek madde bulunan (örneğin skualen aşı veya alüminyumlu aşı) aşılardan daha yüksektir. Örneğin gebelere kesinlikle canlı aşılar uygulanmaz.

Canlı aşı nedir?

Kızamık, kızamıkçık, kabakulak, su çiçeği, rotavirüs gibi aşılar canlı aşılardır. Etkinliği ve kuvveti düşürülmüş, pasif fakat canlı virüslerle oluşturulan aşılar bu kategoriye girer.

SONUÇ: Adjuvanlı aşıların "kötü, zararlı, 3. sınıf" aşı olduğuna dair hiçbir bilimsel veri ve kanıt yoktur.

Madem öyle, bunca tartışma neden çıktı?

1991 yılındaki Körfez Savaşı sonrasında görülen, yorgunluk ve halsizlikle seyreden "Körfez Savaşı Sendromu" bu askerlere yapılan şarbon aşısında bulunan skualenle ilişkilendirildi. Ancak daha sonra geniş ve detaylı çalışmalar yapılarak "K.Savaşı Sendromu" olarak adlandırılan belirtilerin skualenle ilişkisi olmadığı açıklandı.

Domuz Gribi Aşısındaki Civa oranı ne kadar? Aşıda neden Civa var?

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Büke, yaptığı yazılı açıklamada, tartışmalarda ön plana çıkan aşının içinde bulunan tiomersal (civa)" maddesine açıklık getirdi.

Domuz gribi aşılarında bulunan diğer bir maddenin de çeşitli mikroorganizmaların üremesini engelleyen ve steril kalmasını sağlayan "tiomersal" olduğunu aktaran Büke, "Bu madde, halk arasında civa olarak bilinmektedir. Aşının içinde bulunan, etil formudur. Zararlı etki ise daha çok metil formuyla oluşmaktadır. Bu da başta kabuklu deniz ürünleri olmak üzere bazı besinlerle alınabilmektedir. Her bir doz aşının içinde bulunan miktar, haftalık tolere edilebilir miktarların 2 ile 20 kat altındadır." ifadesini kullandı.

SONUÇ: Aşıda kullanılan civa, bir porsiyon midyeden daha zararlı değildir.


Son olarak tekrar; "Kimler domuz gribi aşısı olmalı?"

İnaktive aşıyla aşılanması önerilen gruplar, sırasıyla sağlık personeli, gebeler, altı aydan itibaren altta herhangi bir kronik akciğer, kronik kalp, şeker, diğer kronik karaciğer ve böbrek, bağışıklık sistemi baskılayıcı hastalıklar ya da bağışıklık sistemini baskılayan tedavi (kanser ilaçları, kortikosteroid, radyoterapi) alan olgularla altta yatan herhangi bir hastalığı olmayan 15 yaşa kadar çocuklar ve yine sağlıklı 15 yaş ve üzerindeki olgulardır. Bunlardan 9 yaşa kadar kişiler ve bağışık yetmezliği olanlarda aşının, bir ay arayla iki doz yapılması gerekmektedir.

Bu kişiler Domuz Gribi aşısı olmasa da olur mu?

Evet. Fakat unutulmamalıdır ki tehlikeye karşı, aşı olan kişilere oranla daha korunmasız kalmış olacaklardır.